8 Ağustos 2016 Pazartesi

Yalnızlığımızın içine mıhlanıp kalıyoruz. Giderek daha da derine iniyoruz…
“Kim”seye hitaben yazıyorum bunları. Oysaki “kim”lere ne çok ihtiyacım var.
Çevremde olup bitenlerden yoruldum. “Ülke”mde olup bitenlerden yoruldum.
Şimdi belki bir “kim”se okur bunları, ruhunun inceliklerinde hisseder söylediklerimi ve can-ı gönülden, gözlerini kapatarak ortak olur bunlara. Zira artık o güzel insanlarla bir araya gelemiyoruz. Güzel şeyler konuşamıyoruz, güzel işlerle uğraşamıyoruz; hayatı “güzel”leştiremiyoruz. Tek başımıza, zindanımıza hapsolduk; ruhumuz ağlıyor sessizce. Artık ses çıkarmaya dahi umudu yok çünkü. Sessizliği içinde deviniyor, yürüyor, duruyor ve her an biraz daha ölüyor…
“Hâl”imizi “medikalize” etmeyeceğim. Ona psikiyatrik etiketler yapıştırmayacağım. Benim işim değil zaten bu. Kaldı ki, aslında kimsenin işi değil bence, kendisine bu sorulmadığı müddetçe. Bir arabaya “sileceklerin aşınmış” demek, ya da bir saç kurutma makinesine “kablon yanmış” demek gibi bir şey bu. Belki bunu söyleyenler açısından bir manası var; ancak bundan arabaya ne, saç kurutma makinesine ne…
“Hâl”e ilişkin yazıp çizdikçe buradan, belki bir yerlerdeki ruhdaşlar duyar bunları… Belki bir ses verir…

Zira yolumuz saflık yolu, başka da bir derdimiz yok…
 
 
5486 Sayılı Kanun Tahtında Telif Hakkı Mevcuttur © SAFLIK